İğnelik Otu Özellikleri ve Kullanımı

iğnelik otu

Leylek gagası olarak da bilinen iğnelik otu, Türkiye’nin bir çok bölgesinde görülür. Isırgan otundaki gibi yapraklarında tüyler bulunur. Tıpkı maydanozun yaprakları gibi tırtıklı yaprakları vardır. Tohumlarının ucunın bir gagaya benzemesi yüzünden leylek iğnesi de denilmektedir. Haziran ayında pembe çiçekleri çıkar. Meyveleri ise ağustosta olgunluğa erişir. Ortalama 15 ila 20 cm arasında uzunlukları vardır. Kendine has farklı bir kokusu vardır. Ormanlarda, kayalıklarda, kumlu topraklarda bu bitkiye sıklıkla rastlanır.

Şifalı bir bitki olmasıyla, eski geleneklere bağlı kültürel bölgelerde tedavi için kullanılmaktadır. Kanamayı dindirici özelliği sayesinde açık yaralara ve adet kanamalarına karşı kullanılır. Kan şekerini düşürür ve dengeler. Mide rahatsızlıklarına iyi gelir. Bu bitkinin aşırı tüketimi kabızlığa neden olabilir. Ancak bu çok küçük bir ihtimal olduğu için düzenli kullanıma engel değildir.

iğnelik otu

Ege bölgesinde sıklıkla tüketilen bu bitki, genel olarak yemek yapımında kullanılmaktadır. Fakat çiçeklendiği dönemlerde tüketilmemektedir. Yemek yapmaya en uygun dönemi, çiçeklenmeden önceki dönemidir. Yapraklarındaki tüyler, bitkinin, bir çeşit savunma mekanizması olduğundan eli kaşındırabilir. Toplanırken eldiven giyilmesi, bu sorunu ortadan kaldıracaktır. Çok dayanıklı bir bitki olmadığından kısa sürede tüketilmelidir. Bu nedenle ister istemez taze kullanılmaktadır ve bu da faydasını daha çok arttırmaktadır.

Bu bitkinin, Ege bölgesinde kavurması meşhurdur. Pırasa, soğan, salça ve zeytinyağı ile karıştırılıp pişirilir. Yoğurt ile servis edilir. Çökelek ve Lor peynirleri ile karıştırılıp böreklerde ve poğaça içlerine iç harc olarak hazırlanır. Pilavın içinde de aroma olarak kullanılabilir. Çeşitli bölgelerde suda farklı bitkilerle karıştırılıp çay yapılmaktadır.

İğnelik Otu Hikayesi

İğnelik otu iğnesinin ilginç bir özelliği vardır. Yaz aylarının ortalarına doğru kuruyan bu iğneler kolaylıkla gövdeden ayırlmaktadır. Gövdeden ayrılan kurumuş iğneler, bir saat gibi dönmektedir. İlk defa M.Ö. 4000 yılında mısırlılar tarafından bulunan kum saatinden sonra Alman kilit ustası Peter Henlien tarafından günümüzde kullanılan ilk kurmalı saati icat edilmiştir. Henlien’in ilham aldığı bitki ise bu leylek otunun iğneleridir. Şans eseri olarak gözlemlediği bu bitkinin çalışma şekline hayranlık duyan Henlien, sahip olduğu becerilerle bugün kullandığımız saatlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Paylaş

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir